18 Şubat 2015 Çarşamba

Nazım Tanrıkulu'yla bitkilerin ruhuna dokunuş :)





   Merhabalar ! :)

   Cuma gecesi İstanbulda soluğu alır almaz haftasonu keyifli bir atölyeye kendimi atıverdim.Hepsi birbirinden kıymetli arkadaşlarla verimli bir haftasonu geçirdik.İlk gün teori aktarımıyla geçen atölyemiz sohbet tadındaydı.Nazım hocam bitkilerden elde ettiğimiz uçucu yağı, ruh betimlemesiyle aktardı.Damıtma işlemi, bitkinin ruhunun çıkarılması gibidir demişti.Ve atölye boyunca bir çok bitkiyi çok farklı yönlerden inceledik.Kültürler , dinler hatta farklı yazarların farklı kitaplarının sayfa aralarında geçen bitki isimlerine bile değindik. Yani atölyenin adına her ne kadar ' bitki özlerinin değerlendirilmesi ' deseler de bence biz bitkileri sadece değerlendirmedik, onların ruhlarına da dokunabildik hafifçe :)


Kozmetik ürünleri hepimizin hayatında az çok yer edinmiş durumda.Hatta bir çoğumuz onlara bağımlı yaşıyoruz. Şuanki kozmetikleri düşününce diyorum ki amaç güzel göstermek değil de güzelleştirmek olsa kozmetik çok daha sevimli olurdu sanırım :) Bu yüzden doğal yoldan kozmetik ürünlerini üretmek ,doğal hammeddelerle, sanırım daha kalıcı ve etkili bir çözüm.Hem saçlarımız ipek gibi görünsün derken beş yıl sonra kel kalmayı göze almamış oluruz.Ne dersiniz ? Bence bu yola inanırsak ve emek harcarsak güzel sonuçlar alabiliriz :) O halde bu atölyenin bana kattıklarını birlikte katıştırıp ortaya güzel bişeyler çıkaralım :)

Doğal kozmetik konusuna başlamadan önce , yaygın kullanımı olan , doğal olmayan kozmetiklerde bulunan ve tehlike çanlarını çalan maddeleri bilmemiz gerekir . 
1,4 dioxane , parabenler ,sodyum lauril sülfat (sls) , parafinler , silikonlar , formaldehit ve formaldehit verici maddeler kozmetik ürünlerde farklı fonksiyonları desteklemek üzere kullanılan ve kanserojen maddelerdir .. Aman dikkat ..

Doğal kozmetikte kullanılar yardımcı maddeler ise :
Emülgatör olarak : Stearik asit , setil alkol ,stearil alkol , balmumu ,sorbitan oleate , boraks ,emülsiyon bağlayıcı mumlar ( E. Wax , Olive  wax vb. )
Koruyucular : Tea tree (Çay ağacı) uçucu yağı, propolis , biberiye yağı , greyfurt çekirdek ekstresi ,usnea barbata, Ölmezçiçek , hanımeli,Litsea,Sarımsak ,Ekinezya,Mürver 

Koruyucular arasında dikkatinizi çekmek istediğim propolis maddesi.Ben ilk defa duymuştum.Propolis arıların yaptığı bir madde.Kovan içi temizlik ve ısı yalıtımı için yapıyorlarmış.Ölen bir arının etrafını bu madde ile kaplayıp onun çürümesini engelliyorlarmış bir çeşit mumyalama gibi.Aynı zamanda kış mevisiminde kovanın ağzını bu madde ile kapatıp yalıtım sağlanıyormuş.Koruyucu özelliğinin yanında doğal antibiyotik olarak tanımlanıyor , bağışıklığı ciddi anlamda arttırdığı bildirilmiş yapılan araştırmalar sonucunda .


 Kozmetik preparatların oluşum safhalarını aşağıdaki tabloda vermiş Nazım hocam


Türkiye florasında yetişen ve kozmetikte kullanılan bazı bitkilere başlıklar halinde isim olarak değineceğim çünkü bence hepsi ayrı ayrı konu başlığı olmayı hak ediyorlar.İlerleyen zamanda detaylı inceleyeceğime söz veriyor , toprak anaya selam ve saygılarımı iletiyorum :)


YATIŞTIRICI , ONARICI , NEMLENDİRİCİ VE YENİLEYİCİ KOZMETİK BİTKİLER:
 Aynısefa (Calendula officinalis )
 Karakafes otu (Symphytum officinale) 
Kuşotu ( Stellaria media)
 Papatya ( Anthemis nobilis ) 
 Bozot ( Marrubium vulgare ) 
 Mürver (Sambucus nigra )
 Hayıt(Vitex agnus-castus )

ANTI-AGING KOZMETİK BİTKİLERİ
Deniz iğdesi-Yalancı iğde(Hippophae rhamnoides)
Ölmezçiçek (Helichrysum sp)
Ezan çiçeği (oenothera biennis)

LEKE KARŞITI KOZMETİK BİTKİLERİ 
Koyungözü Papatya(Bellis perennis)
Kocayemiş (Arbutus undeo)
 Ayıüzümü (Arctostaphylos uva-ursi)
 Meyan kökü (G.glabra)

SAÇ BAKIMINDA KULLANILAN BİTKİLER
Huş ağacı(Betula pendula)
 Yara otu(Prunella vulgaris)

YAZIYA FORMULASYONLARLI DA KATARAK DEVAM EDELİM

Nazım hoca çokça formülasyon verdi fakat ben burada uygulamasını yaptığımız ürünlerin formülasyonlarını vermeyi doğru buldum , denedikçe ilerde diğerlerini de paylaşırım :)


MERHEM FORMLARININ HAZIRLANMASI
Öncelikle kullanacağımız bitkilerin benmari usulü tıbbi yağını hazırlarız.


Tabi bunları hazırlarken sıkı çalışmak , uygun forma getirmek , toplamak, çıkarmak, tartmak gerekir :)




Sonrasında formülasyondaki katı madde eritilir , hemen ardından yağ ve su gibi sıvılar eriyen katıya eklenir.10 15 dakika  cam baget veya porselen kaşıkla iyice karıştıırlır ve ocaktan alınıp soğuyuncaya kadar karıştırmaya devam edilir.

Biz merhem formunda ne yaptık ?

1-

Bu formülasyonda değişken olarak verilen ilk seçenekte calendula yağını kullandık.Son olarak uçucu yağ belirtilen madde de ise lavanta esansını kullandık ve e vitamini kullanmadık.Bunlar tercihe bağlı tabiki değişebilir :)
Misler gibi oldu .. 


2-

                Burada bahsi geçen formlar (A,B,C) ayrı kaplarda hazırlanır ve sırasıyla B ve C ; A kabına katılır.Sonrasında soğuyuncaya kadar karıştırılır ve steril ettiğimiz kaplarımıza paylaştırılır 


ŞURUP

 

Biz şurup olarak doğal öksürük şurubu hazırladık .B formunda bulunan şekeri kullanmak istemedik.Şeker koymamızdaki amaç kıvamını sağlaması zira şeker katmayınca çok sulu oluyor.Biz onun yerine soğumasını bekleyip soğuduktan sonra bir miktar bal kattık.Miktarı size kalmış sonuçta etkiyi değiştirmiyor sadece kıvamı etkiliyor .(Üstteki formülasyondaki gibi burada da A ve B formlarını ayrı ayrı hazırlıyor sonrasında B formunu A formuna aktarıyoruz )


TIBBİ ÇAYLAR VE HAZIRLAMA TEKNİKLERİ


Ayıptır söylemesi ilk gün enfes bir nane çayı hazırlamış Nazım hocam bize.Tıbbi nanenin kokusu kapıdan girer girmez tüm salonu sarmıştı.Şu karlı günlerde şifa niyetine harika gelmişti.İkinci ise mürver çayıyla şifalandık.Peki hangi tıbbi bitki nasıl hazırlanırsa en fazla fayda sağlarız , kaç çeşit çay hazırlama tekniği var gelin bir göz atalım :)
3 yöntemimiz var başlıca:
-Sıcak demleme (infusyon )
-Kaynatarak demleme ( dekoksiyon )
-Sıcak olmayan suda demleme/bekleme (maserasyon)
Hazırlanacak karışımın özelliğine göre bu yöntemlerden birini seçmemiz uygun olacaktır.Şimdi bunları kısaca açıklayalım 
İnfusyon : Yaprak , sap , çiçek gibi bitkinin narin kısımları bu yöntemle hazırlanır.Çiçekler 3-5 dk,yapraklar 5-7 dk

Dekoksiyon :Kök , kabuk ve tohum gibi bitkinin sert kısımları bu yöntemle hazırlanır.

Maserasyon:İçinde müsilaj bulunan veya çaya geçmesi istenmeyen etkili maddeler varsa ve bu maddeler sıcak suda daha fazla çözünüyorsa maserasyon yapmak uygundur.

BİTKİLERDEN UÇUCU YAĞ ELDESİ
1-Damıtma:En sık kullanılan yoldur.Su buharı distilasyonuyla sağlanır.Damıtma tankından ayrılan uçucu yağın soğuk hava borusunda yoğunlaştırılarak toplama kabında birikmesi esasına dayanır.





2-Yağda soğurma ile uçucu yağ eldesi : İki başlık altında inceleyebiliriz bu konuyu;
-Sıcak yağda kokuların soğrulmasın --> maserasyon:Toplandıktan sonra fizyolojik aktivitesini yitiren çiçeklerde kullanılır.Portakal , menekşe , akasya gibi..
-Soğuk yağda bekletilerek yağların soğurulması---> anfloraj:Toplandıktan sonra fizyolojik aktivitesini 24 saat devam ettirebilen çiçekler için kullanılır.Yasemin , hanımeli gibi.Çiçekler hayvan iç yağı veya domuz yağı gibi yağlarda 24 saat bekletilir.Çiçekler 36 kez bu işlemi gördükten sonra yağ tamamen çiçeğin kokusunu alır.Bu son ürün pomad olarak isimlendirilir .

3-Mikrodalga ekstraktör:Çok pratik bir sistem.Linkte cihaz ve kullanımınından bahsedilmiş.Yararlı olabilir.
 ( https://www.youtube.com/watch?v=9b7sba8ITx8 )




         -

SABUNOTU ŞAMPUANI !

Ders 1 Çöven ile sabunotunu karıştırmayacaksın ! :) İkisi farklı bitkiler ve bu gibi durumlarla hep karşılaşacasın.Aynı isim farklı yörelerde farklı bitkilere verilebiliyor bu yüzden bu karmaşayı önlemek için bitkilerin latince isimlerine kendimizi alıştırmamız gerekiyor :) 


Sabunotu kökü --> 2 yemek kaşığı
mürver +papatya+biberiye --> 2 yemek kaşığı
uçucu yağ --> 5 damla
maden suyu --> 1.5 litre
Maden suyu bitkilerin üzerine dökülür.Üzeri kapatılıp kaynamaya başlayana kadar ısıtılır sonrasında 20 25 dakika kaynatılır.Ocaktan alınıp süzülür.Son olarak uçucu yağ damlatılır ve şampuanınız hazır :) 
Sabunotu saponin bulunduran bir bitkidir.Şampuanın köpürmesini sağlar.Biz okulda Farmakognozi laboratuarında saponin teşhisi yapardık.Deney tüpüne droğun sulu çözeltisi koyup çalkaladığın zaman köpük oluşursa maddende saponin var demekti kaydedirdik , adım adım droğu bulmaya çabalardık gençken , şimdi şampuan yapmaya başladık , yaşlandık  velhasılı .. :P

TENTÜR NEDİR ? NASIL HAZIRLANIR ? NE İŞE YARAR ?

Tentür, bitkilerin belli bir süre belli bir çözücünün içinde karanlık ortamda bekletilmesi sonucu etken maddelerin çözücüde çözünmesiyle oluşan sıvı preperatlardır. Tek bir drogla hazırlanmışsa basit tentür , bitki karışımıyla hazırlanmışsa kompoze (mürekkep) tentür denir.
Tentür hazırlama :-Kuru ya da taze drogla hazırlanabilirler.Özel bir kural yoksa ;
                               Drog kuru ise 1e 5 , taze ise 1e 2 oranı (bir kısım drog iki kısım çözücü gibi) 
                               olarak hazırlanır.
-Çözücü genellikle alkol (etanol) ,sulu alkol,eterli alkol ya da sirkedir.
-Alkol seyreltme derecesi her bitki için değişir 
-Tentür karanlık bir ortamda günde bir kaç kez çalkalanarak hazırlanır
-Tentürler 2-4 hafta bekletilmeli ve süre sonunda süzülüp koyu renkli şişelerde muhafaza edilmelidir.

Biz haftasonu sinirleri yatıştıran aynı zamanda midevii olan
Mürekkep melissa alkolası(Alcholatum Melissae compositum) yaptık :)

Oğulotu yaprağı--120 gr
Taze limon kabuğu--30 gr
Küçük hindistan cevizi--30 gr
kişniş ----30 gr
karanfil---15 gr
tarçın---15 gr
alkol--2lt
8 gün alkolde beklet , süz ve renkli şişede sakla !
Henüz 8 gün geçmediği için ne alemde bilemiyoruz ama kokusu harikaydı.
Peki neden tentür , avantajı nedir diyecek olursak da :
*Alımı kolay
*Az dozda max etki
*Yüksek oranda alkol içerdiklerinden çabuk bozulmazlar ..




Özetin özeti tadında olsa da benden bu seferlik bu kadar .
Sürçü lisan ettiysek affola.
Selam ve sevgiyle
Nimet




                
















































1 Aralık 2014 Pazartesi

Keşke Çin'den gelen sadece 'selam' olsa ..


 Merhabalar
Son günlerde pek çok arkadaşımın boy boy  fotoğraf paylaştığı bir kongreden bana kalan sadece hayal kırıklığı..
  Kongerede katılmak istediğim başlıkları belirlemiştim birkaç gün öncesinden , ne de olsa idealist bir gençtim (!) , zamanım kıymetli , günlerim bir hayli yoğun geçmekteydi.. Velhasılı kongrenin ilk günü homeopati seminerine katılmayı planlamış , biraz erken varıp standları gezmeye niyetlenmiştim.Kısmet oldu , erken vardım kongre merkezine.Bitkisel ürün takviyesi, dermokozmetik , yok efendim dert sende şifa bizde ve türevleri , içinde 'bitki ve bitki özütü' geçen standları tek tek dolaşmaya başladım.Her standa ilk sorum ' Merhabalar, kullandığınız bitkileri siz mi üretiyorsunuz ya da üretim sahasında sizden elemanlar var mı ? Bir eczacı ilgileniyor mu toplanmasıyla , kurutulmasıyla , nakliyesiyle ' oldu. Malesef hiçbiri kendi ürünleri üretmiyor hepsi ithal.Birisi belçikadan birisi hollandadan yok efendim Antartikadan. Peki neden diye soruyorum , siz daha iyi bilirisniz ama benim bildiğim kadarıyla bir bitkinin istenilen etkiyi vermesi için hangi topraklarda yetiştiği , hangi mevsinde toplandığı/üretildiği, günün hangi saatinde hangi sıcaklığında toplanması gerektiği , nerde ve hangi şartlarda kurutulduğundan tutun da arazinin eğimine kadar küçük , büyük bir sürü ayrıntı var.Mesela esanslı bitkileri öğle sıcağında toplamak gerekir , bazı yağlar güneş ışığında bekletilir bazıları karanlık odalarda , bazı bitkiler güneş ışığında kurutulur bazıları ise güneş ışığı aldığı zaman çeşitli reaksiyonlar verir ve tüm etkisi değişebilir.Ben daha çok yeni olmama rağmen aktardan bitki alırken bile tereddüte düşüyorum ki büyük kitlelerin sağlına hitap ediyorsak ve bunları GMP kalitesinde sunduğumuzu iddia ediyorsak bu konularda daha hassas olmamız gerekmez mi ( tabi bu kadar dallandırıp budaklandırmadım konuyu çok meşgul etmek istemediğimden , daha özet sorular sordum.Burada sadece kafamın içindekileri boşaltıp rahatlamaya çalışıyorum..) Neyse efendim muhabbetimiz devam ederken kendi coğrafyamıza neden sırtımızı döndüğümüzden biraz bahsetmek istedim.Bizim desteklenmeyi bekleyen çiftçilerimiz var , neden onların elinden tutmuyoruz.Neden sırt sırta verip birlik içinde çalışmak varken ( hem de gözümüzün önünde üretim , kafamız rahat , içimiz rahat ..) Ve son olarak biz eczacılar olarak 5 yıllık ciddi bir bitki eğitimi aldıyoruz peki artık üretim sahalarına da inmemizin vakti gelmedi mi ? Sevimli , sevimsiz bir çok insanla konuştum ama gelen genel cevap : gerçekten çok idealist düşünüyorsunuz fakat biz firma olarak buna hazır değiliz sanırım.Ama bence ideallerinin peşinden koş.Mesela kosgeb'e tübitağa falan çıkarsan belki destek alırsın.
   Neye hazır değiller ? Beni uzaya fırlatın uzayda lahana ekip kilo verdirici kapsüller yapalım , yerçekimi problemini de avantaja çevirirsek harika olmaz mı ? Hafifleme de son nokta ! 21. yy!ın en büyük keşfi ! gibi projelerle mi çıktım karşılarına..Proje bile değil ki..Bizim böylesine verimli topraklarımız varken neden dışa bağımlıyız..Biz ekelim biz yapalım.Herkes üniversite mezunu herkes firmalarda , her geçen gün yeni bir bölüm yeni bir üniversite açılıyor.Tamam harika peki bu insanlar kağıt mı yiyecekler.Neden üretmekten bu kadar korkuyoruz ? Hazır olmadığımız şey nedir ? Saydıkları ülkelerden bazılar bizim Konyamız kadar bir yer kaplıyor dünyada nerdeyse .. 
   Pek üzüldüm doğrusu..
Sonra dışarı çıktım hoşça bir bey , yaşça da benden baya büyük bir bey amca.Ama hani yaşanmışlık kokar bazı yaşlılar , işte öyle bir amca.Gittim yanına selam verdim , tanıştık .Dedim ki ki kafam çok karıştı acaba sizce 'idealizm nedir ? Eczacılıkta idealizm nedir ? ya da ideal bir eczacı nasıl olmalıdır'.Gelen cevap da enerjimi düşürmedi değil .. 'Vallahi ben idealimdeki her şeyi gerçekleştirdiğim için idealizmi tanımlayamayacağım fakat idealist bir eczacı eczacılığın her alanında çalışmış bir eczacıdır' dedi..Bu da bambaşka bir bakış açısı tabi ki.. 
   Baktım ki seminer başlayacak , salona girdim.Konuşmayı bakan bey açtı.1 saatlik seminerin neredeyse yarısını bakan beyin gezilerinden bahsederek geçirdik..Homeopati adına hiçbir şey konuşulmadı.Genel cümle yapısı 'biz çok çalıştık , biz şuraya gittik , orda da böyle birşey verdiler hatıra diye sağolsunlar ' . Son hatırladığım yine bu cümle yapısının sonuna 'eh böylece size Çinden de selam getirmiş olduk efendim hahaha..'
    Keşke Çin'den gelen sadece selam olsa bakan bey .. 
 Bu düzeni ben değiştiremem çünkü çok büyük bir piyasa.Ama ben kendi gücüm doğrultusunda birşeyler yapmaya çabalıyorum.Geçenlerde bir arkadaşım Fransız bir markanın esanslarını kullanıyor ama ne paralar veriyor.Gerçekten esanslar çok kaliteli.Fakat aynı kalitede çok daha uygun fiyata esans üretem çiftliklerimiz var bizim.Arkadaşa bahsettim.Nerdeyse 3te bir fiyatına alıyoruz.Neden ucuz peki ? Aa maldan anlamıyorsan paradan da mı anlamıyorsun derdi eskiler bizim oralarda..Ama bu malın kalitesinden kaynaklı değil arkadaşlarımız şişe parası veriyolar bu ürünlere.Neden? Çünkü ithal ve paketlenmiş ürün..Kullanan arkadaşım şuan pek mutlu , ben de mutluyum.Çünkü daha farklı bir yaşam olabilir diyen , buna inanan ve yaşamlarını bu düşünce üzerine kuran , üreten ; sadece cebini değil çevresindeki tüm canlıları önemseyen insanların sesini tek tek de olsa birilerine duyurmak .. 
Çin'den gelen selam kadar etkili olmasa da TÜKETEN'e de ÜRETEN'e de selam olsun ..

23 Kasım 2014 Pazar

Taksimde kalan son ağaç 'OKALİPTUS' ! :)

Merhabalaar !!

Evet farkındayım bu metnin başlığı biraz iddialı oldu ama benden çıkmadı :)
Nur hocanın hem bana hem hükümete attığı bir taş :)
Farmakognozi dersinde aromatik yağları işliyoruz bu dönem , derslerden okaliptus.Tropikal kökenli bir bitkiymiş , bulunmazmış pek buralarda.Ben de duramadım Taksimde var hocam diyiverdim.Nur hoca beklemeksizin kahkahyı basıp 'Taksimde kalan son ağaç sanırım , dikkatinizden ötürü tebrik ederim' dedi.Biraz bozuldum , biraz güldüm.Neyse hocadan gelen taş baş üstüne.Aynı gün akşamı teyit etmek için gittim taksime,TRT binasının yanında yetişkin , selvi boylu , heybetlice duran ağacımızın yanına.Şöyle bir iki yaprak aldım biraz buruşturunca keskin kokusuyla , yaprağıyla , çiçeğiyle tam bir okaliptus .. :D

Ökaliptus diyince akla tabiki 'koala' geliyor :) Ya bu tembel bu yumuk yumuk hayvanlar sadece ökaliptus yiyorlar hem de dünya üzerinde 500 e yakın ökaliptus çeşidi olmasına rağmen sadece 7 türünü yiyorlar.Tembel ama seçici yumuklar.Pek bir enerji değeri olmadığından okaliptusun enerji tasarrufu yapmak zorunda kalıyor hayvancağız , ağır çekim hayatları da bu yüzdenmiş günün de 18-22 saatini uyuyarak geçiriyorlarmış..


Okaliptus(Eucalyptus) Myrtaceae familyasına ait,bünyesinde çokça tür bulunduran geniş bir ağaç cinsidir.
Sulfata ağacı, sıtma ağacı,ateş ağacı gibi isimlerle de anılır.

Peki Okaliptus nerden , nasıl gelmiş rafların tozunu alalım, hikayesini kurcalayalım dersek :

Avrupa’nın okaliptüs ağacıyla tanışması Tobian Fourneaux sayesinde olmuş , ilk tohumları Avustralya'dan İngiltereye getirmiş.Fransanın dikkatini de çekmeye başlayınca ağaç;Seyyah La Piruzi keşfe çıkmış.Tazmanya sahillerinde gördüğü Ökaliptuslar La Piruzinin dikkatini çekmiş ve bir çok çalışmanın temelleri burada atmış.Avrupa’da ilk zamanlarda “garip bir ağaç nazarıyla yaklaşılan” okaliptüs ağaçlarından kısa sürede ormanlık alanlar kurulmuş
.
Egzotik bir ağaç olan okaliptüs XIX. yüzyıldan sonra Avrupa’dan Uzakdoğu’ya kadar dünyanın sulak ve ılıman bölgelerinde başta endüstriyel 
ağaçlandırmalarda hızla kullanılmaya başladı.Osmanlıya devletine de XIX. son yarısında girmiş.
Bitkilerin mistik geçmişini araştırmayı ve paylaşmayı çok sevsem de okaliptusa dair o yönde pek birşey bulamadım.Hintlilerde dahi yok.Okaliptusun Hindistana girişi de Avustralyadan alınan tohum kaynaklı.Tohumdan sonra yaklaşık 16 türün kültürü yapılmış ve yakacak sorununa ciddi bir çözüm getirmiş o dönemlerde.Bitkinin hikayesini bilmek,ona bu açıdan bakmak sanki bakış açımıza etik değerler katıyor.Bitkinin sadece faydalarından bahsetmek pek bi egoist pek bi faydacı pek bi ruhsuz.Ama ne yapalım elden geldiğince araştırmaya çalıştım :)


İstanbul Üniversitesi Merkez kütüphanesinde ökaliptusu tararken elime,Orman Bakanlığının 'OKALİPTUS YETİŞTİRİCİLİĞİ' kitapçığı geçti.Kitapçıkta ilk değinilen kısım okaliptusun 'bataklık ağacı' olarak değerlendirilmesinin yanlışlığı.Daha doğrusu ağaca sadece bu vizyonun yüklenmesi yanlış,bu düşünce ağaçtan alınan verimi asgariye çeker.Şöyle bir cümle geçiyor kitapçıkta 'akıldan çıkarmamak gerekir ki okaliptus;kullanılmayan,hiçbir şey yetiştirilemeyen toprakların ağacı değildir.' Öyleyse durup biraz düşünelim haksızlık etmeyelim okaliptusumuza.Kitapçık isminden de anlaşılacağı üzere yetiştiricilik üzerine daha çok zirai kapsamda.Tohumla ve çelikle üretimi yapılabiliyor.Ekimi dikimi bakımı zararlıları hakkında pekçok bilgi mevcut , yetiştiriciliğini yapacak arkadaşlarıma tavsiye edebileceğim bir kitapçık.Ve genel anlamda okaliptus dünya çapında odun hammadde açığını kapatmak için yetiştiriliyor kitapçığımızda işin bu boyutundan bakmış.Ben yazının geri kalanında bitkinin kognozi ve terapi boyutundan bahsederek tamamlamak istiyorum.


Okaliptus yağı diyabetten tutun da soğuk algınlığına,zihin bulanıklığına kadar birçok hastalığın tedavisinde yer alan bir aromatik yağ.Ben istiyorum ki öncelikle yağın oluşumuna bakalım sonra oluşumda yer alan maddelerin tedavideki yerlerine birlikte kafa yoralım.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 500 kadar okaliptus türü var fakat bunların yalnızca 30 kadarından tıbbi esans elde edebiliyoruz(Bilhassa E.globulus türünden faydalanılıyor)Taze yapraklarına su buharı distilasyonu uygulandığında %3-5 oranında esans elde edilir.Distilasyonun ilk saatlerinde toplanan yağ eczacılıkta kullanılıyor , daha sonraki kısım ise maden endüstrisinde kullanılıyor.
Uçucu yağ %54-95 oranında ökaliptol(1,8-sineol),terpineol,izoborneal,pinokarveol ve ödesmol taşır.
***Tıbbi olarak kullanılacak uçucu yağın en az %70 ökaliptol taşıması istenir.
Okaliptüs yağı, renksiz ve kendine özgü bir tat ve kokuya sahiptir.
-Günümüze kadar aromaterapide çok popüler olmasa da geleneksel tıpta ve aromaterapide her geçen gün kıymetlenen bir esanstır
-Yaralar: Okaliptüs yağı diğer aromatik yağlar gibi antiseptik özellikleri sahip. Bu nedenle okaliptüs yağı yaralar, ülserler, yanıklar, kesikler, sıyrıklar için şifa kaynağıdır. Ayrıca böcek sokması için etkili bir merhem.

Solunum problemleri: Okaliptüs esansiyel yağı; soğukalgınlığı, öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, astım, burun tıkanıklığı, bronşit ve sinüzit gibi solunum yolu problemleri tedavisi için etkilidir. Okaliptüs yağı solunum sorunları tedavisi için ideal bir bileşim çünkü antibakteriyel, antifungal, antimikrobiyal, antiviral,anti-inflamatuar ve dekonjestan özellikleri taşır.Ilık su ile karıştırılmış okaliptüs yağı ile gargara yapılması boğaz iyileştirilmesinde tek başına yeterli değildir fakat tedavi süresini kısaltır.

Astım dünyada milyonlarca insanı etkileyen bir durum ve astım tedavisi için geliştirilen birçok alternatif var. Bunlardan birisi de göğüs üzerine 1-3 damla okaliptus yağıyla masaj ve boğaza okaliptus yapraklarını su buharı şeklinde uygulamak suretiyle yatıştırıcı etkisinden faydalanılmaktadır.Okaliptüs esansiyel yağının anti-inflamatuar özellikleri de astım semptomları yardım almak için devreye girer.

Zihinsel tükenmişlik: Okaliptus kullanan kişilerin tercihine neden: yağın ferahlatıcı etkisidir. Okaliptüs yağı uyarıcıdır, yorgunluk ve zihinsel tembelliğin etkilerini azalttığı ve hastaların ruhları gençleştirdiği yönünde bilgiler bulunmakta.
Okaliptüs esansiyel yağı beyne giden kan akışını arttırmak için kullanılır. Uçucu yağ birçok kişi tarafından bir vazodilatör olarak kabul olduğundan, kan damarlarını rahatlatıcı ve daha fazla kan dolaşımını sağlayarak vücuttaki kan akışını arttırır. Temelde beyne daha fazla kan ulaşması beyin gücü anlamına gelir ve okaliptüs esansiyel yağı öğrenci performansını arttırmak için aromaterapi biçimi olarak sınıflarda kullanılır. Ayrıca resmi araştırmalardaki tüm işaretler beyin fonksiyonu ve okaliptüs esansiyel yağı arasında pozitif korelasyon olduğuna işaret ediyor.

Kas ağrısı: Eğer eklem ve kas ağrısı için cilt yüzeyine okaliptüs yağı ile masaj yapmak stres ve ağrıları gidermek için yardımcı olabilir. Okaliptüs yağı analjezik ve anti-inflamatuar. Bu nedenle romatizma, lumbago, burkulan bağlar ve tendonlar, kasların sert ağrıları, fibrozis ve hatta sinir ağrısı olan hastalara önerilir. Yağ,vücudun rahatsızlık çekilen bölgesine dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulanır.

Diş bakımı: Okaliptüs esansiyel yağı  dental plak, diş eti iltihabı ve mikrop öldürücü özellikleri nedeniyle diğer diş enfeksiyonlara karşı çok etkilidir. Okaliptüs uçucu yağının çok yaygın olarak gargara, diş macunu ve diş temizlik ürünlerinde aktif bileşen olarak bulunmasının nedeni budur.
-Yaz döneminde Nilsuyla birlikte hazırladığımız sinek kovucuyu kullandık/kullandırttık ve sinek kovucu etkisini ispatladık.Tek problem her saat başı yenilemeniz gerekiyor malum UÇUCU yağ.Bu yüzden uykuya daldıktan sonra pek bir etkisi kalmıyor,tek bacağımda 32 tane sinek ısırığı saymıştım :D Tabi tamamen doğal yağlarla hazırlanan bir karışımdı bu stabiliteyi sağlayacak başka maddeler katılarak etki süredi uzatılabilir.Aynı zamanda böcek kovucu ve doğal bir pestisit olarak bilinen nitelikleri nedeniyle bitlerin de doğal bir tedavisidir.
Bağırsak mikropları: Okaliptüs yağı sıklıkla bağırsak mikropları yok etmek için kullanılır. Çalışmalar okaliptüs yağı vücudun çeşitli yerlerinde; kolon ve bağırsak gibi özellikle hassas bölgelerde ortaya çıkan bakteriyel, mikrobik ve parazitik olayları baskılamada faydası olduğu yönündedir.

Cilt bakımı: Okaliptüs yağı genellikle cilt enfeksiyonları tedavi etmek için topikal uygulanır.
Ateş: Okaliptüs yağı aynı zamanda ateş tedavisi ve vücut ısısını azaltmak için kullanılır. Okaliptüs yağı ortak isimlerinden biri "ateş yağı" olmasının nedeni budur. Nane yağı ile bir araya getirilmiş ve bir deodorant/bir karışım  ısı düşürücü olarak vücuda püskürtüldüğü zaman iyi verim alınır.

-Halk arasında diyabet tedavisi amacıyla kullanılan aromatik yağlardan biri de Okaliptus (Eucalyptus camaldulensis Dehnh.)tur.Okaliptus uçucu yağının % 99.10'una karşılık gelen 30 bileşen saptanarak, ilk üç ana bileşenin p-simen (% 68.43), 1,8-sineol (% 13.92) ve 1-(S)-?-pinen (% 3.45) olduğu gözlenmiştir.Uçucu yağlar ve ilk üç ana bileşenlerinin antidiyabetik özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada uçucu yağların ile ana bileşenlerinin karbohidrat sindiriminde görev alan amilaz ve glukozidazı inhibe ettiği saptanarak, inhibisyon türleri belirlendi. Sonuç olarak; okaliptus yapraklarından elde edilen uçucu yağın hem reaktif oksijen türlerini ve lipid peroksidasyonunu inhibe ederek gösterdikleri antioksidan etkiyle, hem de amilaz ve glukozidazı inhibe ederek diyabet tedavisinde etkili olabilecekleri saptanmıştır.

Onca şifasının yanında 'ALTIN GİBİ KIYMETLİ' desek abartmış olmayacağımızı gösteren bir araştırmayı da incelemenizi tavsiye edeceğim.'
Okaliptüs ağaçlarının içinde, altın tanecikleri buldu.'
http://www.ntvmsnbc.com/id/25474131/




                               Velhasılı okaliptusu sevin , onlara salırın , öpüp koklayın :)
                                           (Taksimdeki meşhur(!) okaliptus ağacı :) )



4 Eylül 2014 Perşembe

Güneşin Yeryüzüne Aksi 'Sarı Kantaron'



 MERHABALAR !!

Öncelikler gecikmiş olan yazı için özrü borç bilirim.Çünkü kantaron mevsimi ne yazık ki birçok bölgede geçti. Çiçeklenmesi yetiştiği coğrafyanın ısısına bağlı olarak nisan(Örnek Fethiye) ve eylül( Örnek Kaçkar dağları) arasında dağılmaktadır.Uzun bi süredir göçebe hayat sürdüğümden ne internetim ne de bilgisayarım vardı yanımda .Neyse geç olsun güç olmasın diyerek başlayalım

Fakat kantoronun mucizesine birçok yerde tanık oldum.Yazının ilerleyen kısımlarında hepsine tek tek değineceğim.




İlk olarak kimmiş sarı kantaron , ne derlermiş , yıllarca nasıl seslenilmiş bitkimize ona değinelim istiyorum

Sarı Kantaron, (Lat. Hypericum perforatum, Almanca Tüpfel-Johanniskraut, İngilizce St.John's-wort) sarıkantarongiller (hypericaceae) familyasındandır.

Binbirdelikotu (
 Yaprakları ışığa karşı tutuldugunda parlak noktacıklar
halinde yag gudeleri görülür binbirdelik ismi burdan gelir)
 , Sarı kantaron , Çayotu , Çay çiçeği , Kanotu , Kantur çiçeği, Veremotu,Tentürotu ,Ülserotu , Yaraotu, Yakıotu ve daha niceleri .. Verilen isimlerden de anlayabiliyoruz çok farklı işlevlere sahip olduğunu bitkimizin .

Peki gel gelelim sarı kantaronun hikayesine.Tarihte farklı kültürlerde ve dinlerde nasıl kullanılmış inceleyelim.

Bu bitkinin toplandıktan sonra hareket ettiğine inanılırmış. Demetler halinde evlerin kapılarına korunmak amacıyla asılırmış.

Sarı kantaron
Hippokrates zamanından beri bilinmekteymiş

Dioskorides göz ve yara tedavilerinde, menstrüasyon söktürücü, peklik giderici olarak kullanmış
Kneipp çayını nezle ve mide ekşimelerinde; Madaus, kan yapıcı ve güçlendirici olarak kullanmıs

Yaz gündönümü olarak da bilinen sarı kantaron çiçek açtığı zaman Anadolu’nun bazı bölgelerinde şenliklerle yaylaya göçülürmüş, bazı bölgelerde ise köylerde ve yaylalarda yazın başlangıcı olarak kutlanırmış. Yaz artık gelmiş, toprak ana tüm bereketi ile kendini göstermektedir, Haydii hasat zamanııı , minnet dualarıı başlasın mesajını verirmiş bizim altın sarısı bitkimiz

Paganistik çağlarda ise sarı renkli çiçekleri nedeniyle
Güneş Tanrısı 'nın simgesiymiş.Hıristiyanlıkta, bu özelliği nedeniyle Vaftizci Peygamber Yahya’ya (St. John) adanmış ve İngilizce ST.John’s wort olarak adını almıştır. Aziz John günleri olarak adlandırılan dönem sarı kantaronun çiçeğini bütün muhteşemliğiyle açtığı dönemdir bu nedenle

Sarı kantaron güneş ışığını içine sızdırır adeta absorbe eder.Bence de güneşin dünyaya aksi gibidir sarı kantaronum  

Sarı Kantaron'un faydalarına geçmeden içeriğine yani etken maddelerine değinmek gerek ki ne , nerede , nasıl etki yapıyor yoluyla ; mantık süzgecinizden geçebilcek formatta bilgilerle çıkabilelim karşınıza 


Bitkimiz tanen, uçucu yağlar (carophyllene, pinene, limonene, myrcene), flavon türevleri (quercitrin, quercitin, rutin), hipericin, karoten, C Vitamini ve resin içermektedir.
Hypericin sarı kantaronun ana etken maddesidir.Aynı zamanda sarı kantaron yağına kırmızı rengini de Hypericin verir. Bu madde, antidepressif ve çok güçlü antiviral etkilere sahiptir.Saydığımız etken maddelerin etkilerine yazımızın tedavi kısmında değineceğiz.

TEDAVİDEKİ YERİNE BAKACAK OLURSAK:
- Yara , yanık tedavisi ve antimikrobiyal etkinliği
Kantaron yağının mucizevi etkisine bu yaz hem kendi üzerimde hem de çeşitli insanlar üzerinde tanık oldum.İlk olarak Bayramiç'te Permakültür evimizin yapımında çalışırken bir arkadaşımızın bacaklarını çizme yaralıyor ve kireçle reaksiyon veren yara iltihap yapıyor.Derya'nın kendi elleriyle topladığı sarı kantaronla köyden saf olarak aldığı zeytinyağının birleşmesiyle oluşan kantaron yağımız 3, 4 gün içerisinde iltihabı kurutuyor.
Bilimsel araştırmalarda ise bitkinin toprak üstü kısımlarının metanol ekstresi E. coli , Proteus vulgaris , Streptococcus mutans, S. sanguis , Staphylococcus oxford ve S.aureus' çoğalmasını inhibe ettiği görülmüştür.Ayrıca  bileşenlerinden olan hiperisinin AIDS hastalığının etkeni olan HIV virüsünü de aralarında olduğu çeşitli virüslere karşı etkinliği deneysel olarak kanıtlanmıştır.


Aynı şekilde benim omzumda oluşan resimdeki yarayı kantaron yağıyla ovaladım 3  gün içerisinde tamamen yok oldu.
(Kantaron yağının eldesine detaylıca değineceğim yazının devamında )

-Depresyon için sarı kantaron
Sarı kantaronun konuşulan en büyük etkisi depresyon tedavisinde kullanımıdır sanırım.Bu kadar konuşulması ve birçok uzmanın araştırmalarına rağmen etki mekanizması henüz keşfedilememiştir.Fakat uzmanlar sarı kantaronun beyinde pozitif ruh haline bağlı olan kimyasal seratonini daha uzun süre tutmayı sağladığını söylüyor ama bunu nasıl sağladığı bilinmiyor.
Alman hekimler depresyon sorunu olan bazı hastalara özellikle gençlere ve çocuklara şifalı bitki kullanımını önermektedir.Sarı kantaron birçok ülkede reçetesiz kullanılırken İrlanda gibi bazı ülkelerde kullanımı reçeteye tabii tutulmaktadır.

Bildiğimiz üzere plasebo etkili bir tedavi yöntemi .Plaseboya küçük bir dipnot düşelim ve konuya kaldığımız yerden devam edelim.Nedir plasebo ? Latince kökenli olan kelimemiz 'hoşnut olma' anlamı taşımakta ve icinde etken madde bulunmayan , ilaçmış gibi hastaya verilen ve ilac kullanımının hasta üzerinde oluşturduğu pskolojik etkiyi ölçen bir yöntem diyebiliriz.Yaptığım tanıma bakınca da plasebonun psikiyatrideki önemi anlaşılıyor.
Yapılan araştırmalarda da sarı kantaronun etkisinin plasebodan düşük olduğu bulunmuş fakat antidepresan olarak kullanılan sertralinin etkisinin de plasebodan çok az farklı olduğu ortaya çıkmıştır.En kapsamlı bitki çalışması olarak ifade edilen başka bir çalışma da ise sarı kantaronun prozac kadar etkili olduğu öne sürülmüştür.
Saydığımız SSRI(Selektif Serotonin Gerialım İnhibitörleri ) grubundaki antidepresanlarımız her ne kadar diğer antidepresan gruplarına göre hafif de olsa da yan etkilere neden olabilecek ilaçlar.Sarı kantaron yan etkisi en az olan tedavi yolu.İnsanlar bunları farklı formlar da alabilecekleri gibi kurutulmuş halde çay olarak da tüketebilirler.
Fakat atladığımız bir nokta var.Yaklaşık üç hafta önce ege tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinden arkadaşım Seferle aramızda geçen bir konu 'Seratonin Sendromu'ydu.Çok fazla hastayla karşılaştığını belirtmişti.Nedir Seratonin serndomu peki ? Doz aşımı nedeniyle vücutta aşırı seratonin birikmesi olarak özetleyebiliriz durumu.Hafif atlatılabildiği gibi hayati tehlike riski taşıyan bir durummuş ne yazık ki.Antidepresan kullanan bir hastanın doktoruna danışmadan kafasına göre sarı kantaron ek tedavisine başlaması tehlikeli bir durum diyerek depresyon konusunu kapatmak istiyorum , sizi depresyona sokmadan :)
-Gut hastalığı ve tedavisi
Sarı kantaronda bulunan hypericin, eterik yağlar, tanen, flavonoid, karoten ve E vitamini sayesinde damarlar genişler böylece kalbe giden oksijen ve kan akışının artması sağlanır.Vücuttaki toksinlerin dışarı atılması sağlanır.Gut hastalığına sebeb hiperürisemidir yani kandaki ürik asit düzeyinin yükselmesidir.Diüretik ilaçlar da tedavide kullanılır 
-Menopoza etkisi
Bu başlığa yurtdışında yapılan bir anket doğrultusunda sunmak istiyorum.Henüz ciddi bir klinik çalışma yapılmamış.Anket Menopozun Spesifik yaşam kalitesini menopoza özgü değerlendirmek için kullanılmış.Sonuç olarak Hypericum perforatum semptomatik perimenopozal kadınlar için önemli düzeyde yaşam kalitesini artırabilir, ancak bu sonuçların daha büyük klinik çalışmalar ile teyit edilmesi gerektiğine karar verilmiş.



              SARI KANTARON YAĞI NASIL ELDE EDİLİR VE                                  TEDAVİDEKİ YERİ NEDİR ?

Resimde gördüğününüz kavanozların hepsi kantaron yağı olacak zamanla.Refikler çiftliğinin el emeği göz nuru onlar :) Nilsu'nun şifa deposunun yalnızca bir kısmı diyebiliriz.
   Kuruttuğumuz sarı kantaron çiçeklerini kuru kavanozlarımızı basıyoruz ve üzerini örtecek şekilde zeytinyağı dolduruyoruz. Ağzına bir tülbent koyup ağzını kapatmadan 5 gün boyunca güneşte bekletmek gerekiyor ki çiçekler mayalanıp özlerini zeytinyağına salabilsinler. 5 gün güneşte beklettikten sonra ağzını kapatıp 40-45 gün kadar yine güneşte bekletmemiz gerekiyor.Rengi her geçen gün koyulaşacaktır.Sonrasında alıp evinizin herhangi bir köşesinde muhafaza edebilirsiniz.Zaman geçtikçe kıymetlenen bir yağdır sarı kantaron.

                                                                Gel gelelim faydarına:
                                              ((Sarı kantaron yağının faydalarını incelerken kaynak                                                                           olarak Roberta Wilson-Aromatherapy 'den                                                                                              yararlandım.Şükranlarımı sunarım :) ))

-Yara ve yanıkları iyileştirir.Ciltteki morluklara iyi gelir.

-Varis(genişlemiş ve şişmiş toplardamar) görünümünü minimal düzeye indirir.

-Ciltteki kabarma ve şişlikleri azaltır.

-Ayrıca deri iritasyonu , dermatit ve ekzama,sedef gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
-Etkili bir masaj yağıdır, bel ağrısı,siyatik ve romatizma için faydalıdır.
-İltihap önleyici ve giderici olarak da kullanılır.


   Sarı kantaronla ilgili diyeceklerim şimdilik bu kadar.Merak edilen , kafanıza yatmayan herhangi birşey için yapacağınız dönüş beni mutlu edecektir.Bildiklerimizi dilimiz döndüğü kadar aktarıp , bilmediklerimizi birlikte araştırıp öğrenmenin benim için zevk olduğunu belirtmek isterim.Kıymetli zamanınızdan bana düşen her saniye için teşekkürlerimi sunar , bol güneşli günler dilerim.
Gecenizde dahi güneş açması dileğiyle ..

Nimet (: