29 Temmuz 2014 Salı

ISIRGAN OTUNA MERHABA DE ! :)



MERHABALAAR ! =)
İkinci otum çok fena çıktı a dostlar :D Öyle masumca masanın üzerinde durduğuna kanmayınız ,
parmaklarımdaki zonklamanın ritmiyle dokunuyorum klavyeye 
Isırgan çok ilginç bir bitki.Şöyle bi baktığınızda; küçük çiçekli,tüylü bir ot gibi görünür .Eğer çıplak ten ile dokunursanız  korkunç bir acı veriyor.Boyları 2 ila 4 metreyi bulabiliyormuş ve bu boyuttakilerin ağrısı saat hatta gün boyu (şükürler olsun benimkiler geçmeye başladı ) sürebiliyormuş.O halde kimmiş bu ısırgan kısaca başından geçenlere göz atalım istiyorum.


Rivayetlere göre ısırganı , botanik biliminin kurucu Dioscorides meşhur etmiş.Günlerden bir gün  Dioscoridesin bacaklarını ısırgan otu yakmış.Öyle yanmış ki Roma’nın yangınına benzetmiş bu sızıyı.Bunun üzerine  ısırganın önce ince tüylerini keşfetmiş sonra sırrını. Materia Medicada da ısırgan otundan bahsetmiştir.

Vikingler, ısırgan sapları taşımanın, insana cesaret, güç ve direnç kazandırdığına inanırlarmış

Hatta eski bir inanışa göre hastanın yatağının altına ısırgan otu koyulduğunda ısırganın , hastayı şeytan ve hayaletlerden koruduğuna inanılrmış.

İrlandalıların ataları ısırgan otuna ‘Devil’s Apron’( Şeytan kaçıran-şeytandan koruyan anlamına gelen bişey olsa gerek  )derlermiş.

Bir başka efsaneye göre de Romalı askerler kan dolaşımını hızlandırarak, soğuktan korunmak için ısırganı kullanmışlar.

 

Pekii ustalara saygı kuşağına son verip günümüzde ısırgan nasıl kullanılıyor , nelere iyi geliyor anlatmaya çalışalım dilimizin döndüğü kadar 


 

ISIRGAN OTU ÇAYI

Isırgan otu çayının yapımı gayet basit.Kurumuş ya da taze yapraklarımızı kaynatmış olduğumuz suya ekleyip demliyoruz.Fakat tadını ve kokusunu çok beğenmeyebilirsiniz.Zamanla alışıyor insan  Faydalarını okuduktan sonra neden alışmanız gerektiğini bir kez daha düşüneceksiniz  Ben bazen ıhlamur,gül yağrağı,nar çiçeği gibi  farklı tatlar da katıyorum sanki kokusunu ve tadını biraz bastırıyor.Balı tercih edenler de var , size kalmış 

 


http://naturalsociety.com ısırgan çayının faydalarını 29 maddede toplamış.Bunlar :

-Lenf sistemini uyarır böylece bağışıklığı destekler

-Artrit sendromlarını hafifletir

-Vücuttaki ürik asidin dönüşümünü artırır

-Kandaki adrenalin seviyesini düzenler

-Şeker hastalarının şeker düzeyini dengelemeye yardımcı olur

-Hamile kadınlarda düşük riskini azaltır

-Menopoz döneminin daha rahat geçirilmesini sağlar.Oluşan semptomları hafifletir

-Menstrual ağrılarını ve kanamalarını hafifletir

-Böbrek taşının düşürülmesine yardımcı olur

-Hipertansiyon hastalarının tansiyonunu düzenler

-Solunum yolları hastalıklarına  iyi gelir
-Böbrekleri destekler
-Astım semptomlarını  hafifletir
-Kanamaları durdurur
-infeksiyon riskini azaltır
-Prostat kanseri riskini azaltır
-Cilt problemlerini minumuma indirir
-Alerjik rinit oluşumunu engeller
-Bulantıyı azaltır
-Genel olarak soğuk algınlığı tedavisinde kullanılabilir
- Osteoartrit tedavisinde yararlanılır
İshal ve kabızlığı düzenler
-Gastrointestinal sistem rahatsızlıklarını azaltır
- Isırgan suyuyla ağzı gargara yaparsak, gingiviti (diş eti hastalığı ) ve plak oluşumunu engellemiş oluyoruz
-Alzheimer hastalağının tedavisinde yardımcı olduğu görülmüş
-MS ,ALS ve siyatik tedavisinde yardımcı
-İntestinal sistemdeki kurt ve parazitleri yok eder.

-Pankreas , Dalak ve troid sağlını korumaya yardımcı

 

 

Isırgan otu özellikle vejeteryan mutfaklarında sık rastladığımız bir bitki. Isırgan mutfakta ;

pizza,mantı,çorba,makarna ,kurabiye,tart ve daha aklımıza gelmeyen bir çok ürünün sosu ya da hamuruna katılarak önümüze farklı formlarda sunulabiliyor.

 

 

SAÇ DOSTU ISIRGAN

 

Arkadaşlar saç dökülmesinin en sık rastlanan sebebi DHT hormonu. Peki nedir DHT ve ne işe yarar ?DHT, saç kökünde saç üretimini ve saç kökü hücrelerinin yenilenmesini engeller. Uyku fazındaki saç kökü hücresinde ve çevresinde damarsal büyüme faktörü azalır. Bunun sonucu olarak saç kökü, kendisini besleyen kılcal damarlardan da uzaklaşır ve yeterli derecede beslenemiz. Böylece, ilerleyen zamanda, dökülen saçların yerine yenileri üretilemez ve kellik meydana gelir.

DHT(Dihidrotestosteron)isminden de anlaşılacağı gibi testeron türevi bir hormon.DHT fazlalığı saç dökülmesine yol açıyorsa akla şöyle bi soru geliyor : Saçı dökülen erkek ya da kadınlarda androjen hormonunun diğer kadın ve erkeklerden daha fazla olduğunu söyleyebilir miyiz ? Bu doğru bir çıkarım değilmiş  çünkü esas olan ne kadar olursa olsun mevcut androjene karşı saç kökünün genetik hassasiyetiymiş ve saç dökülmesini belirleyen kriterimiz de kök hücrelerinin genetik hassasiyetiymiş.

 


 

Bu videodaki arkadaş bize saç dökülmesinin nedenlerinden bahsetmiş ve ısırganın bunu engellemedeki rolüne değinmiş.Isırganın saç köklerindeki mineral dengesini sağladığını ve saç dökülmesinin asıl sebebinin köklerdeki mineral eksikliğinden dolayı köklerin zayıflaması ve kendini yenileyememesinden kaynaklandığını söylemiş.

Isırgandaki minerallere şöyle bir baktığımızda

Yaprakta: Flavon, C vitamini, demir, mineral tuzlar, bitki asitleri, beta sitosterin, amine(histamin) Tohumda: müsilaj, proteinler, sabit yağ, carotinoid, clorophyll.
Kökte: tanen, sterolen, steryllucosid, lignan bulunur

Arkadaş ısırganın ister yaprağını ister kökünü çay olarak içsek vücuttaki mineral dengesini sağlayacağımızı söylemiş.

Bunlara ek olarak ısırgan östrojen ve testesteron dengesinin sağlanmasına yardımcı oluyormuş.Ve böylece DHT birikmesine mani olarak dökülmeyi engelliyormuş.

 

Blog yazarken hem araştırıyor hem de kendim uygulamaya çalışıyorum.Bir haftadır ısırgan otunu hem çay olarak tüketiyor hem de saç banyosu olarak kullanıyorum.Şehir değiştirdiğim için fazlaca kurumuş saçlarımdaki değişimi hem çevremdekiler hem de ben net bi şekilde hissettim.Saçlarım daha parlak daha şekilli daha sağlıklı görünüyor.

Gerçekten doğanın gücünü hayran olmamak elde değil :)


Isırganlarımı da diğer otlarımın yanına kondurdum kuruması için.Bir top ısırgan bir hafta kadar gitti saçlarıma uygularken.Yeni başlayanlar bir hafta düzenli kullanırsa saç kendini toparlıyor.Sonrasında haftada bir ya da iki kez yeterli olur kanımca.

 

ISIRGANIN KANSERLE İLİŞKİSİ

 

Isırgan otunun kansere iyi geldiği bir gerçek.Ama taradığım kaynaklarda bu konuda farklı yorumlar farklı örnekler mevcut.Bunları kısaca incelersek

 

Kimisi ısırgan otunun içeriğinin tümöre karşı etkili olduğunun henüz gösterilmemiş olduğunu ancak ısırgan otunun içerdiği flavanoidlerin, hastaların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve iştahlarının açılmasına yol açtığını düşünmektedir.

 

İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesi hocaları ısırgan otunun 65 yaşında bir hastalarının gırtlak kanserini iyi ettiğini uluslararası literatüre kaydettirmişler.Hastanın altı ay boyunca günde bir buçuk litre kaynatılmış ısırgan otu suyu içerek yutkunma problemini aştığını açıklamışlardır.

Diğer bir vaka ise beyin tümörü olan GBM hastasının hastalığından tamamen kurtulduğudur.Fakat bunu sadece ısırgan otuna bağlamak yanlış.Hastamız kemoterapi de görmekte bu süreçte.

Yapılan bazı labaratuar çalışmaları da ısırgan otundan elde edilen özütün kanserli deneklerdeki tümör kitlelerini küçülttüğünü ve deneklerin hayatlarını uzattığını gösteriyor.

Sadece ısırgan otuyla kanser gibi ciddi bir hastalıktan tamamen kurtulmak imkansıza yakın.Amac sağlıksa neden elimizde olan tekniklere sırt çevirelim.Amaç ne tamamen kimyasala bağlanmak ne de tamamen kimyasala sırt çevirmek.Bitkisel tedavi bütünsel tedavidir.Modern tıpla alternatif tıp yarış içerisine girmemeli,aksine birbirini beslemeli..

Daha mutlu daha sağlıklı yarınlar için 

 

Sevgi,sağlık ve dostlukla

Nimet

 

 

 


 

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Güzelliğin şifayla harmanı 'Güller'

Merhabalar !! :)

Uzunca bir zamandır niyetliyim blog yazmaya kısmet bugüneymiş efendim.O halde sayfamızın ilk başlığı güller olsun ki diğer bölümler gül koksun :)

Kırmızı ,sarı,pembe veya beyaz olsun tüm güller çok zarif görünür ve hoş bir esans yayarlar.Ayrıca güller tıpta,kozmetikte,mutfakta ve daha birçok alanda kullandığımız büyüleci varlıklardır.Ben daha çok şifa yönüne değinmek istiyorum.Ama öncesinde gülün başından geçenlere kısa da olsa değinmek gerektiğini düşünüyorum :)

Efsaneye göre önceleri tüm güller beyazmış.Tanrıların sofrada bulundukları bir sıra , Venüs'ün çevresinde uçuşup duran Küpidon ( aşk tanrısıdır kendileri ) bir kanat vuruşuyla şarap
testisini devirmiş ve sofradaki tüm güller kırmızıya boyanımış.Bir başka efsaneye göre de Küpidon damarına bir diken batırmış , akan kanıyla gülü kırmızıya boyayıp Venüs'e sunmuş..Her türlü ucu aşka dokunuyor kızılların anlayacağınız :)

(Fotoğraflardaki güller anneannemin kıymetlileridir ,Telif hakları alınmıştır :) )

Maurice Messegue kırmızı güllere vurgundur.Fransanın en ünlü fitoterapistlarinden olan Messegue kitaplarında güllere olan hayranlığını en güzel betimlemeleriyle bize sunar.Messegue gülleri tedavide :
-Bağırsak hastalıkları
-Kadınlardaki kanama ve akıntılar
-Nedeni göze bağlı baş ağrılarında ve özellikle öksürükte kullandığını ,çok iyi bir balgam söktürücü olduğunu belirtiyor..


 Avrupa'nın en yaşlı devlet adamlarından Konrad Adenauer sarı ve beyaz güllerin müptelasıymış hatta sarı güllere düşkünlüğüyle bilinen başkan için safran renginde yeni bir tür üretilip ismini Konrad Adenauer koymuşlar.Adenauer sarı güllerin peklik açısından kırmızı güllere göre daha zengin olduğunu belirttiği bir yazıya denk gelmiştim.Ve kırmızılara göre daha yumuşak oldukları için boğaz infeksiyonlarında kullanımı daha hafif ve hoş olduğunu belirtir.

Gül birçok dinde sembolleşmiş bir objedir.
İslamiyette Hz. Muhammedi temsil eder.Peygamberin güzel kokusu, çiçekler arasında kokusuyla ve güzelliğiyle meşhur olan gülle eşleştirilmiştir.
Hristiyanlıkta gül sahip olduğu kokudan ve mükemmellikten dolayı cennet çiçeği olarak sembolleşmiştir.
Gül, Sufilikte ise ruhsal aydınlanmanın ve kalp gözünün açılmasının sembolüdür.
Ezoterizmde beyaz gül, 'Işığın Çiçeği'dir; günahsızlığın, bekaretin, saklı olan ruhsallığın açığa çıkışının, tılsımın simgesi ve aynı zamanda da ölümün efsanevi bir sembolüdür. Kırmızı gülün beyaz gül ile olan ilişkisi bu iki rengin simyadaki ilişkisiyle paraleldir. Kırmızı ve beyaz güller birlikte ateşin ve suyun, aynı zamanda zıtların birliğini temsil ederler.

Tüm bunlara ek olarak dünyanın her yerinde şairler tarafından özel bir önem atfeden, yaygın kullanımı olan bir semboldür güller.
Tarihin her türlü sayfasında karşımıza çıkan bir canlı grubundan bahsediyoruz.Hikayeler anlatmakla bitmez , ne bülbüller ne sümbüller sevdalanmış güllere.. Peki bu güzelliğin arkasında bize saklanan şifa kapılarını da aralayalım.Dilimiziz döndüğü kadar aktaralım :)



Gül Çayı ve Ruh sağlığı
HealthMad.com ve RoseMagazine.com gibi birçok bitkisel ilaç kaynakları gül çayının merkezi sinir sistemini rahatlattığı ve mental depresyon gibi hastalıklar,anksiyete ve obsesif kompulsif bozukluk tedavisinde yardımcı tıbbı özellik kazanmış bir çay olduğunu belirtmektedir.

Ayrıca gül çayı kronik yorgunluk sendromu, uykusuzluk ve sinirlilik muzdaribi hastalarımıza da yardımcı oluyor.Stresle başa çıkmamızı,pozitif bir ruh haline girmemizi kolaylaştırıyor.

Blog sayesinde ben de nefis bir gül çayı içme fırsatı buldum :)


Peki nasıl hazırlanıyor bu romantik bi o kadar da şifalı çayımız ?
Bir fincan çay için bir iki tomurcuk gül yeterli oluyor.5-10 dakika sonra kokusuyla size ben hazırım diye seslenecektir fincanınız :)
Afiyet , şifa olsun :)

GÜL SUYU
Kaliteli bir gül suyu sadece damıtılmış su ve saf gül yağı içerir.Gül suyu eski İran ve Mısırda çok değer görürmüş ve Kleopatra'nın en sık kullandığı güzellik ürünüymüş.Eski Hindistanda ise gül suyu özel bazı dini ritüellerde kullanılırmış.

Gül suyunun faydaları arasında ;
-Antibakteriyel
-Yatıştırıcı
-Tedavi edici
-Antiseptik özellikleri sayabiliriz
Bunlara bağlı olarak tedavide
-Mükemmel bir yatıştırıcıdır.
-Siyah noktalardan kurtulmaya yardımcı olur
-Şişliği ve kızarıklığı azaltır.
-Cildi temizler tonik etkisi yaratır
-Gül suyu saçlar için de çok faydalıdır.Saç derisine giden kan akışını artırır,böylelikle saç kökünü besler,güçlendirir ve saç dökülmesine engel olur.Bu yüzden çeşitli markaların gül suyu takviyeli şampuanlarına rastlıyoruz.Fakat kendi şampuanımıza da üç dört damla gül yağı ekleyerek benzer etkiyi yaratmamız mümkün :)
 Her ne kadar bir eczacı adayı olsam da eczanelerde ve aktarlarda satılan gül sularının çok da masum olmadığını belirtmek isterim :( Peki kendi gül suyumuzu hazırlamak istesek ? :) Şimdi size geleneksel gül suyu tarifini vereceğim.Biraz zahmetli gibi görünse de sonucun buna değeceğine emin olabilirsiniz bizzat denendi ve onaylandı :) Tarife başlamadan önemli bir not düşmeliyim.Suyu fazla kaynatmamalısınız.Suyu kaynatmaya devam ederseniz damıtılmış su elde etmeye devam edersiniz fakat gül yağının esansı yani özü seyrelmiş olur.Bunun sonucunda elde edeceğiniz gül suyu gülden zıyade damıtılmış su gibi kokacaktır ammaan dikkaat ! :) İşe koyulmadan önce kalın ve ısıya dayanıklı paslanmaz çelik veya cam bir kaseyi hazır bulundurun , kolay gelsin :)
malzemeler:
2 -3 kg taze gül veya gül yaprağı
su
parça buz ya da ezilmiş buz
hazırlanışı:
Genişçe bir tencerenin ortasına tuğla yerleştirin.Tuğlanın üzerine kasenizi koyun.Gül yapraklarını ise tencereye koyun(Tuğlayı geçecek kadar çiçek ekleyin)Güllerin üzerini örtecek kadar su ekleyin.Yalnız su tuğlayı da geçecek kadar olmalı
Tencerenin kapağını ters çevirerek(bombeli kapak seçilmeli) tencereyi kapatın.Ocağı yakın ve suyu kaynatın,sonra ateşi en kısığa getirin.Su kaynamaya başlar başlamaz kapağın üzerine iki üç tabak kırılmış buz veya buz torbası koyun
 Şimdi ev usulü bir damıtma sistemi oluşturdunuz :)
Su kaynadıkça buhar yükselecek , buzla dolu kapağa çarpacak ve yoğunlaşacak.Yoğunlaştıkça kapağın ortasına doğru akacak ve kaseye damlayacak.Her 20 dakikada bir kapağınızı hızlıca kaldırıp bir veya iki kaşık gülsuyunu dışarı alın.Yarım litre gül gibi kuvvetli kokan gülsuyu elde ettiğinizde işleme son verebilirsiniz :)
(( Arkadaşlar Gül Suyu yapımında her gülün yaprağı aynı sonucu vermeyecektir malesef :( Reçel yapımında da kullanılan yerli güller kullanılıyor çünkü onların yoğun bir kokusu var.Diğer güller aşı yoluyla üretildiği için kokmuyorlar.Diğer güllerle yapacağınız işlem sonrasında beklediğiniz kokuyu elde edemeyeceksiniz yüksek bir ihtimal.Bahsi geçen güllerimiz de bahar ayında çiçek veriyor , taze yaprak kullanmak istediğimiz için mevsimi de önemli tabi :) )

Gül Yağı
Gül rahatlatıcı,ferahlatıcı ve canlandırıcı olduğundan bahsetmiştik.Şimdi bunu kollara ayırıp detaylıca inceleyelim.
-Gül cildi güçlendiren ve sıkılaştıran bir etkiye sahip,bu yüzdendir ki kırklı ellili yaş kadın bakım ürünlerinde gül yağına sıkça rastlarız.
-İçerdiği vitamin, mineral ve antioksidanlar sayesinde mükemmel bir nemlendirici ve yumuşatıcıdır.
-Nemlendiricinize bir iki damla gül yağı ekleyerek cildinizdeki uçuk , iltihaplanma veya egzama gibi sıkıntılarınızı gidermek için kullanabilirsiniz
-Gül yağı içeren masaj yağlarıyla kan dolaşımını hızlandırabilir , bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz .
-Astım , öksürük , tıkanıklık ve ateş tedavisi için gül yağı tavsiye edebiliriz.Genişçe bir kaseye kaynara yakın su ve üzerine 3 4 damla gül yağı damlatıp buharını soluyarak faydalanabiliriz.

Peki gül yağını nasıl elde ederiz ?
Michelle bize videosunda gayet net anlatmış ben bugün denedim 4 hafta sonrasını bekliyorum :) Belki siz de denemek istersiniz ..


(  http://www.youtube.com/watch?v=GfQuouAcnAw  )





20 Temmuz 2014 Pazar

BİTKİLERİN KURUTULMASI

BİTKİLERİN KURUTULMASI
Merhaba Dostlar,
Blogumuz açmamıza sebeb alternatif tıp dalları.Fİtoterapi konularıyla başladık , muzikoterapi , aromaterapi , meditasyon ,yoga , reiki gibi konularla dallanarak ilerleme niyetindeyim.
Fitoterapiyle açtık , bi sürü bi sürü bitkiden , faydalarından , türlerinden bahsedeceğiz ama bunlardan önce değinmemiz gereken çok önemli bir konu var sanırım.Eğer bitkilerimizi aktardan almak yerine toplayıp biz kurutacaksak buraya bakmadan geçmeyelim.
Kurutma işlemi çok önemlidir.Bitkinin bütün etkisi ancak bu yöntemle korunabilir.El alışkanlığı gerekir.Ne fazla kurutulmalı ne de çok taze kalmalıdır.
İlk kurutma dönemi gölgede olmalıdır.Yalnız çok kuru bir yerde olmamalıdır.Güneşin olmadığı, rüzgarın vurmadığı , böceklerin erişemediği bir yer olmalıdır.
Bitkiler bir beze serilip arada çevrilerek kurutma tamamlanacaktır.Bunun için en iyisi hasırdır.Hasırın her yerinden hava girer.Bence en güzeli bir demet halinde asarak kurutmaktır (tabi bu mümkünse) Elimizde yakın zamanda babamın başına gelmiş bir kurutma faciasından bahsetmek gerekirse; bahçemizde kocaman bir ıhlamur ağacımız var.Ihlamur mevsimi geldiğini kapıyı açınca anlarsınız,her yer mis kokar.Ailecek de ıhlamuru çok severiz.Babam topladığı ıhlamurları gazete kağıtlarının üzerine serer ve onları oracıkta unutur..Sonrasında aklına gelir bizim güzelim ıhlamurlar.Ihlamurların yere bakan kısımları hava almadığı için kötü bi koku yaymaya başlamıştır.İşte burada kırmızı alarmlar çalıyor.Eğer bitki kokusunu yitirmeye başlamışsa bozulmaya başlamıştır demeliyim üzülerek .. Geçmiş olsun :(
Kurutulan otlar ışıktan uzak tutulmalıdır yoksa renkleriyle birlikte özelliklerini de yitirirler.Bitkiler kururken elbette sararıp kararırlar ama taradığım kitaplara güvenerek renk tonlarını yitirmedikçe değerlerini korudukları kanısındayım :)
Umarım faydasını görürsünüz.
Musmutlu , huzurlu bir gün dilerim.
Dostlukla ,
Nimet (: